Gözümüzaydın, Nurtopu Gibi Bir Krizimiz Oldu!

Haberler

Arşiv

Sa. Ça. Pe. Cu. Cmt. Pzr. Pz.
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031

Haberlere abone ol

Haberler e-maile gelsin

Ayın Anketi: Terör

PKK Terörünün Bitmesi Mümkün mü?

  • email Arkadaşına gönder
  • print Printer çıktısı
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu haberimizi beğendinizmi?

(Toplam 0 Oylar)
Yazı boyutunu değiştir : Decrease font Enlarge font
image

 

 

İlkokuldayken sürekli “ülkemizin zenginliklerini” ezberletirlerdi. Fakat derste bile yoksulluklar çocukların gözüne daha çok battığı için midir bilmem, öğretmenimiz “potansiyel” lafını tercih eder olmuştu.

“Madensel, tarımsal, sınai potansiyelimiz”in büyüklüğünden söz eder, bunların gelecekteki zenginliklerimiz olduğunu anlatırdı.

Bir türlü göremedik o “zenginlikleri”, bize hayalini kurdurdukları tabloyu bir türlü yakalayamadık.

Daha üniversite kapısına geldiğimde anlamıştım ki bu ülkenin potansiyel zenginliği başka bir alanda...

Kimsenin adını anmaktan hoşlanmadığı ama herkesin varlığına katkıda bulunduğu güçlü bir potansiyel...

Ne mi o?

Kriz çıkarma ve krizle yaşama potansiyeli!

Bu bakımdan başka hiçbir ülkenin Türkiye’den daha zengin olduğunu sanmıyorum.

Daha doğrusu şu yarım asırlık ömrüme bakınca böyle bir kanaate varıyorum.

***
Aslında koskoca ülke Batılıların “kriz bağımlısı” adını verdikleri tiplere benziyor. Hatta kendisine “damardan kaos ortamı zerk etmediğinde” yaşadığına inanamayan tiplere (chaos junkies) benziyor.

Bu tipler, malum; korkularını, çözümsüz olduğuna inandıkları sorunlarını, performans endişelerini ve bilumum iç çatışmalarını sürekli kriz ve kaos yaratarak perdeliyor.

Böylece “ne yapayım, şu hayata baksanıza, bana hiç iyi davranmıyor” mazeretinin arkasına saklanarak “kaçışları”nı, başarısızlıklarını, sefaletlerini meşrulaştırıyor.

Türkiye de öyle işte!

İstikrarı seviyor sevmesine de ipleri her durumda elinde tutan “beyni” (bürokratik-siyasal eliti) istikrarlı gidişin “hayra” gidiş olmadığına inanıyor.

Demokrasiyi seviyor ama en çok da demokrasiden korkuyor.

Dünyayı istiyor, dünya kendisini sevsin istiyor ama müthiş bir özbeğeni eksikliği ve yabancı korkusundan mustarip!

Sanki hayatla derinden bir kavgası var ve bu kavgayı kazanamayacağına inandırılmış nedense...

***
İşte yine o günlerdeyiz.

AB’ye girebileceğimize inanmadık...

Kürt sorununu çözebileceğimize, ekonomiye gerçekten “take off” yaşatacağımıza, demokrasiyi bütün kurumlarıyla işletebileceğimize hiçbir zaman tam olarak inanamadık...

İktidarıyla da muhalefetiyle de inanmadık buna...

Bir tek sıradan halk inandı, “dağdaki çoban” inandı ama olmadı.

Sonunda “beyni”mizin (bürokratik-siyasal elitin) korkuları ağır bastı!

Nurtopu gibi bir krizimiz daha oldu!

Biz onu da kucaklar, öper okşar, büyütür, zamanla uysallaştırır, terbiye eder, hale yola koyarız.

Ama yine kimbilir ne acılar, ne sıkıntılar pahasına!

Ne yorucu, ne hırpalayıcı bir şey bu ülkede yaşamak!
  • email Arkadaşına gönder
  • print Printer çıktısı
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yorumlar (0 posted)

.