Haberler
Arşiv
| Sa. | Ça. | Pe. | Cu. | Cmt. | Pzr. | Pz. | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | |||
Haberlere abone ol
Ayın Anketi: Terör
Bu haberimizi beğendinizmi?
Üzgünüm... Beklentiniz aksine size 'yine geldi bahar, börtü böcek kımıldar' türü bir ilkbahar yazısı yazmayacağım. (Ki ne çok isterdim yazmayı ama benim jenerasyona kısmet olur mu böyle bir yazı emin değilim!)
Her nesne gibi ülke ve toplumların da mevsimleri vardır. Neşv-ü nema buldukları, tomurcuk açtıkları, filizlendikleri bir baharları vardır mesela... Toprağa derinlemesine kök salar, dallanır budaklanır ve upuzun bir yaz yaşarlar örneğin... Sonra sert rüzgârlar eser her yönden. Önce etekleri havalanır, ardından bedenleri... Nihayet fırtına, tipi, boran... O güzelim yeşillikler, rengarenk bahçeler hak ile yeksan olur uzun kış mevsiminde...
Bu topraklarda uzun yıllardır bahar görülmedi... Suçlu yine toplumun kendisiydi belki de. Kendi köklerinden uzaklaşarak, ayağının birini bataklıklara saplayarak, diğerini bilmediği coğrafyalarda dolandırarak hep bir hazan, hatta kış mevsiminin karanlık günlerinde gezindi durdu... Ne zaman ki bahara dair bir umut belirdi, bataklığa basan ayaklar, zehirli bir sarmaşık gibi sardı her yanını ve 'ne yapıyorsunuz, böyle iyi' deyip durdu. Olmadık suni fırtınalar oluşturdu bataklık canavarları... Olmadık masallar anlattılar karanlığa dair. Hep canavarlarla kuşatılmış bir köye dönüştürmek istediler bu güzelim toprakları... Ve ne acı ki bugüne kadar başardılar. Korkuyla kurulan küçük ve kapalı bir köy istediler her zaman. Önemli olan kendi iktidarlarıydı; korkunun ve karanlığın iktidarı.
Ancak zaman ve olaylar öyle bir baş döndürücü hızla ilerledi ki, sair toplumların gittiği yönün aksine kürek çekmek kolay değildi. Gün aşırı hain ve düşman üreterek bir toplumu korkutmak artık kolay değildi. Kaypak kavramların, içi boş tanımların arkasına gizlenip, birtakım evrensel değerleri kullanarak yaptılar bugüne kadar bunu...
Ve tarih göstermişti ki, eğer bir toplum kendi içinden değişmezse, kendisi değişmezse, o ülke değişmezdi. Hak ettiğimiz şekilde yönetildik bugüne kadar; bananecilikle, nemelazımcılıkla, küçük çıkarlar için hiçbir şeyi umursamamakla kendi kaderimizde yuvarlanıp gittik.
Çok kışlar yaşadık, çok acılar çektik, olmadık ağır imtihanlardan geçtik bunlardan dolayı... Bilmem kaç defa faşizmin ve jakobenizmin o ağır çarkları arasında öğütüldük toplum olarak. Bilmem kaç kez ara verdik erdeme ve huzura doğru yol aldığımızı düşünürken. Paçaları bataklığın pis ve murdar suyuna bulanmış köşebaşıcılar ise 'neyinize sizin güzel günler' diyerek hep korkuttular, hep istedikleri gibi at oynattılar...
Geçen gün televizyon ekranında yüzünde bir tomar sakalı olan ve artık çağdışı kalmış faşizmden gıdalanan biri haykırıyordu: 'Ergenekon filan safsata hemşerim...' Bir safsataya ömrünü adamış zavallının bu masallarına -şükür ki- artık inanan kimse kalmadı. Yalnız sayıları azaldıkça azgınlıkları arttı, daha da hırçınlaştılar. Harry Potter'ın Ruh Emicileri gibiydiler. Üzerlerinde siyah bir pelerin ve izbelerde gezindiler hep. Ancak kendi masallarının sonuna gelindi. Yavaş yavaş karanlık yüzleri açığa çıktı. Biliyoruz; bundan önceki enselenmelerinde olduğu gibi (Susurluk, Şemdinli vs...) yine olmadık taklalara başvuracak, ellerindeki tüm imkânları ve çevrelerini kullanacaklar.
Ancak bu ülkenin baharı da müjdeleniyor bir yandan. Bütün o fırtınalar, dağdağalı karanlıkların ardından muazzam bir güneş göz kırpıyor bu topluma... Ve bahar temizliği yapmak lazım bu dönemlerde. Çekmecelere gizlenen, dolapların diplerinde ağ bağlayan tüm pislikleri, eski işe yaramaz kâbusları çıkarıp, aydınlık yerde biriktirmek ve sonradan kurtulmak lazım bunlardan. Kurtulmak lazım ki, bu ülkenin uzun yıllardan beri gün görmeyen insanları mutlu bir bahar yaşasın. Onlara fazla görülen özgürlüğün, demokrasinin, mutluluğun ve refahın tadına varsın.
Gerçi bu ülkenin mevsimlerine güvenilmiyor ne yazık ki.. Bazen üç-dört kışı peş peşe yaşıyoruz, bazı zamanlar bitmek bilmeyen sonbaharlar yaşıyoruz. Hazan ağlıyor insanımız yıllar yıllar boyu... Ama bu gelen yalancı bahar değil sanki... Dünün heyulaları canhıraş bir şekilde ciyaklasalar da, toplum özlediği baharı yaşayacak gibi...





Son Dakika
Türkiye
Dünya


