İşsiz ve Eğitimsiz Genç Nüfusun Bereketi!

Haberler

Arşiv

Sa. Ça. Pe. Cu. Cmt. Pzr. Pz.
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Haberlere abone ol

Haberler e-maile gelsin

Ayın Anketi: Terör

PKK Terörünün Bitmesi Mümkün mü?

  • email Arkadaşına gönder
  • print Printer çıktısı
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu haberimizi beğendinizmi?

(Toplam 2 Oylar)
Yazı boyutunu değiştir : Decrease font Enlarge font
image

 

 

Başbakan 8 Mart’ı bir nevi “anneler - anne adayları günü” olarak kutladı ve Uşak’taki törende kadınlara “en az üç çocuk doğurun” diyerek seslendi ya...

Baktım, çok izlenen bir kanalımızın ana haberleri hemen kamera ve mikrofonu kapıp sokağa fırlamış, soruyor: “Asgari ücretle kaç çocuk yetiştirilebilir?”

Belli ki Başbakan’ın konuşmasına sokaktan ve biraz da kara mizah tadı taşıyan bir eleştiri getirmek istiyorlar.

Oysa asgari ücret denilen para öyle bir şey ki...

Ne kara mizah yapmaya uygun düşüyor ne de gerçekçi akıl yürütmelere elveriyor.

İşin gerçeği, neti 400 küsur lira olan bir ücretle değil çocuk, saksıda çiçek yetiştirmek bile zordur.

Mucizedir.

Bu ülkenin insanları bu türden mucizeleri her gün gerçekleştiriyor.

***
Başbakan o konuşmasında Türkiye’nin 2030’larda yaşlı nüfusa sahip olmasının “tehlikeleri”ne dikkat çekti.

Şunu söyledi: “Biz bu genç nüfusu aynen korumalıyız. Çünkü ekonomide aslolan insandır. İnsan varsa emek, başarı var.”

Ama Başbakan’a o toplantıda kimse şöyle sormadı elbette: Türkiye şu an çok genç bir nüfusa sahip! Yani insan var, emek var fakat neden başarı ve zenginlik yok?

Bilmiyorum artık; Başbakan’ın yakınları ve çalışma arkadaşları acaba OECD’nin yeni yayımlanan uyarı raporunu ona hatırlatmışlar mıdır? Sanmam.

Oysa OECD raporunda “15-19 yaş arası işsiz güçsüz ve eğitimsiz nüfusta Türkiye’nin rekor kırdığı” belirtiliyordu.

Ben Başbakan’ın yerinde olsam, kadınların karşısında yaptığım konuşmada 2030’da nüfusun yaşlanması ihtimalinden veya kaç çocuk yapmaları gerektiğinden söz etmezdim.

Görevimin o kadınların dünyaya getirdikleri veya getirecekleri çocukların hayatı, eğitimi, işi gücü konusunda bir şeyler söylemek olduğunu düşünürdüm.

***
Uşak konuşmasında kendi hayatını da örnek göstermiş Başbakan. “Her çocuk bereketi ile gelir. Ben de zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmadım, simit, şeker sattım” demiş.

Siyasetçilerin konuşurken resmiyetten uzaklaşıp gündelik hayatın sıcaklığını yakalamalarına hiç itirazım olmaz, tamam!

Fakat Başbakan bilmeli ki “çocuk berekettir” sözündeki “öz”ü bir ekonomist yorumuna tabi tutmak doğru değil!

Bu sözün hem İslami gelenek hem de halk kültürü açısından dayandığı köklere bakacak olursak “bereket” kelimesinin doğrudan ekonomik kazançla bağlantısını kurmak çok zorlaşır! Orada kastedilen, ailenin içinde yaşadığı maddi olduğu kadar manevi atmosferdir.

Başbakan’ın kendisi gibi simit, şeker satarak işe başlamış ve dört çocuk sahibi olmuş fakat hep yoksul kalmış sayısız insanın halini nasıl açıklayacağız?

Onların sofralarına bereketin bir türlü gelmeyişi neden?

***
Sayın Başbakan’a naçizane tavsiyem şu: Bu tür konuşmalar yapmak yerine “bereketi çoktan kaçmış bir dünya”yla daha yakından ilgilenmeli ve bugünün gençleri için hazırladıkları projeler varsa, onları anlatmalıdır.

Ha, tabii bir de “ekonomide aslolanın insan ve insan emeği” olduğunun artık fena halde tartışmalı hale geldiği konusu var.

Başbakan bunu bilmiyor olabilir mi?

Giderek artan bir hızla insan emeğinin önemi azalıyor, bilginin önemi çoğalıyor.

Yani “kafa sayısı” değil, eğitimli-uzman personel önemli.

Gelecek, genç nüfusu şişkin ülkelerin değil genç nüfusu nitelikli ülkelerin olacak!

Bunları asla birbirine karıştırmamalı!
  • email Arkadaşına gönder
  • print Printer çıktısı
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yorumlar (0 posted)

.