Haberler
Arşiv
| Sa. | Ça. | Pe. | Cu. | Cmt. | Pzr. | Pz. | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | ||||||||||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | |||||||
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | |||||||
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | |||||||
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | |||||||
Haberlere abone ol
Ayın Anketi: Terör
Bu haberimizi beğendinizmi?
Bülent Ecevit Türk siyasi ve sosyal tarihindeki çok önemli isimlerden biriydi. Ülkenin en zor günlerinde bazen karar mekanizmasının başında yer aldı, bazen de karar mekanizmalarına muhalefet etti.
Bir siyasetçiydi ve mesleğinin doğasında vardı bu. Rahmetlinin bir özelliği daha vardı; şairdi, şair ruhluydu, naifti... Gönül insanıydı ancak siyaset denen o mülevves aparat rahmetliyi öyle bir noktaya taşımıştı ki, hayatının son demlerinde bile şiire, kaleme, kısacası hayata dönmedi, izin vermediler. Siyasetin o kirli ve paslı çarkları arasında noktaladı hayatını...
Bugün hâlâ hatırladıkça üzülürüm... Üstelik sadece ona da değil, birçoğuna. Örneğin Süleyman Bey'e... Ben çocukken o Amerikan bürokratı simasını hatırlarım misal... Evine konuk ettiği gazetecilerle çektirdiği resimlerdeki kitapların fazlalığı hep ilginç gelmişti bana. 'Çok okuyor' diye geçirirdim içimden. Şimdi ise şüpheliyim, çok mu okuyor, yoksa çok okuyor görüntüsü mü vermeye çalışıyordu Allah selamet versin!
Şimdi düşündükçe ikincisini haklı buluyorum, zira bu kadar okuyan insanın biraz da yazmak ve hayatı yaşamak gibi şeyleri de yapmasını beklerdim. Oysa Demirel son 50 yıldan beri bir tek şey yapıyor: Konuşuyor, sadece konuşuyor...
Keza Necmettin Hoca... Allah uzun ömürler versin.Yaşımdan fazla bir siyasi hayatı var... Geçen gün televizyonda gördüm iki büklüm... Sistem kendine göre bu yaşlı siyaset adamına bir de ceza verdi utanmadan. Beğenin ya da beğenmeyin, kendince iyi olan şeyleri siyaset alanında yapmanın bedelini ödetiyorlar ona... Ancak bu tabloda da problemli bir durum var... Aynı şey; Erbakan Hoca da sadece konuşuyor ve konuşuyor...
Gerhard Schröder'i dünya ile ilgisi biraz bile olan her insan tanır sanırım. Bir dönemin Almanya başbakanı... Adamın görev süresi doldu ve hayatına geri döndü. Kitap yazdı, konferanslar verdi, dünyadaki sosyal aktivitelere katıldı. Al Gore mesela. Çok küçük bir farkla seçimi kaybetti. Ancak oturup o kanal senin bu kanal benim, tırıvırı mevzulu iç siyaset programlarında soytarılık etmedi. Küresel ısınmaya karşı muazzam bir belgesel hazırladı ve bütün dünyayı dolaşıyor.
Bizde bu konudaki en mahir isim rahmetli Ecevit'ti. Onun da şiirle ilgili bir-iki kitabı, birkaç da çevirisi vardı. Ki mesleği de gazetecilikti! (70'li yıllardaki sıradan siyasi kitaplarını saymıyorum.)
Türk tarihi bu kadar çalkantılı ve sıkıntılı dönemlerden geçti ve aktörlerin çoğu bugün hâlâ hayatta olmasına rağmen Allah'ın bir kulu eline kalem alıp -subjektif de olsa- hatıralarını yazmadı. Geçtik hatalarından sevaplarından, o döneme dair gerçekleri kendi açılarıyla gelecek nesillere nakletmek yerine hâlâ bitmek bilmez bir hırsla siyasetten medet umup, kendilerini maskara etmeyi tercih edenler var...
Bir toplumun gelişmişliği için çok sayıda parametre vardır. Sistemler ve meslekler de bunlardan bazılarıdır. Sözgelimi sağlık sistemi, eğitim sistemi vs... Bunlar ne kadar düzgünse o toplum o kadar gelişmiştir. Siyaset müessesesi ne kadar ciddi ve samimi ise o ülke o kadar gelişmiştir. Ülkenin hakemi, hekimi, hâkimi, yargıcı ne ise siyasetçisi de odur. Ve ne yazık ki biz buyuz sevgili dostlarım...
Şimdilerde Cindoruk'u görüyorum ekranlarda. Bitmek bilmeyen bir enerji ile o kanal senin bu kanal benim geziyor. Kendince gizli-açık gündemini dillendirerek bir kamuoyu oluşturmaya çabalıyor.
Sonra '80 sonrasından başlayan ve bu ülkenin tarihine aktif olarak olum-olumsuz katkılarda bulunan Hüsamettin Cindoruk geliyor gözümün önüne... 28 Şubat'taki rolü, hep ikinci adam olmayı içine sindirmesi vesaire...
Şu sorunun cevabını bulamıyorum ne yazık ki:
İnsan bu dünyaya bir kez gelecekse ve hayatı yaşayabilmek için güzel olan yüz binlerce şey varken, bu insanları nasıl bir şehvet hâlâ siyasetin kirli sularında yüzmeye itebiliyor?
Rahmetli Özal böyle değildi. Sevin ya da sevmeyin, ama hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşardı. Şortunu giyip tatile de giderdi, hanımını yanına alıp arabayla tur da atardı... Özal'ı övmek için demiyorum bunları...
Ne olurdu yani Süleyman Bey ve Cindoruk, hanımlarını da alıp pikniğe gitseler, erkekler atletle top oynarken, yengeler ip atlasalardı? Bu kadar mı uzaklaştıran bir vebadır bu siyaset?





Son Dakika
Türkiye
Dünya


