Haberler
Arşiv
| Sa. | Ça. | Pe. | Cu. | Cmt. | Pzr. | Pz. | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | ||||||||||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | |||||||
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | |||||||
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | |||||||
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | |||||||
Haberlere abone ol
Ayın Anketi: Terör
Bu haberimizi beğendinizmi?
Ankara’ydı. Akşamdı. Kor soğukluğa verip yüzümü, ellerimi cebime, ayaklarımı kaldırıma emanet ederek olduğu yerde bıraktım şehri. Tınmadı. Tutsaydı kollarımdan -belki- yalvarsaydı kalabilirdim. Olmadı. Arkamdan su dökecek, -aslında- dua edecek bir can bırakmadan bindim trene. Bavulumdan ve ilkbahara açan çillerimden başka hiçbir şey yoktu yanımda. Hayatın acı taraflarını yaşıyor olmalıydım. Ama her acı biraz gerçek değil miydi?
Trenin sarsıntılı yolculuğunda, bir koltuğa ilişmiş buldum kendimi. Giden ben değildim sanki. Pencereden dışarıyı seyreden de. Wolkmanimdeki şarkıya kaptırmış ruhumu, eşlik ediyordum trenin koşturmacasına. İçim dağlanıyordu sanki. Hiç bilmediğim bir diyardan, bilmedik aşina olmayan yüzler acıtıyordu kalbimi. Oysa böyle olmamalıydı. Memleketime gidiyordum. Yani aileme, toprağıma, benim olan her şeye. Peki ya tam şuramda yanan neydi? Neyin acısını çekiyordum. Sevincim içimdeki gizli ızdırapları bastırıyor olmalıydı. Hıçkırıklara boğulmak isteyen bir ben vardı, bir de ruhumu sükuta erdirmeye çalışan bir el. Olmadık yere akan, adını koyamadığım bu gözyaşları da neyin nesiydi. Mahçup bir eda ve akmaya hep hazır gözyaşlarımla geceyi seyre daldım. Yüreğim artık dursundu.
***
Ankaraydı. Hep böyle griydi işte. Enkaraydı. Güneş açacak olsa yakıştıramazdı belki kendine. Heyecanlıydım. Bir aile dostunu, hemşehrimi, bir yazarı hastalığı nedeniyle ziyarete gidecektim. Aklımda yıllar önce gördüğüm hali kalmıştı. Uzun boylu, cüsseli, hatırnaz bir zarif adam. Soyadı ile aynı adı taşıyan semtteki evine vardığımızda, birkaç yıl öncesinin Ramazan Dikmen’ini bulamamıştım karşımda. Hastalığının ağır dönemleriydi. Zayıflamıştı. Ancak o halde bile beni yanına kabul etme nezaketinde bulundu. Bir müddet konuştuk. Karşımda acı çeken bir insanı görmek bana da ızdırap veriyordu. Çok sürmedi, kalktık. Kapıya kadar geçirdi bizi o yorgun bedeni ve bakışlarıyla.
Aklımda kalan kızı Ayşe'ye muhabbet dolu bir şekilde 'Bugünün nasıl geçti Ayşecik?' demesiydi. O sabırlı ve yaşından olgun küçük kız babasını çok seviyor olmalıydı.
***
Acı haberi memleketime vardığım sabah aldım . Ramazan Dikmen artık yoktu. Hiç ağlamadım. Ağlayamadım. Trende o nedenini bilmediğim gözyaşları demek onun içindi. Ben Ankara'dayken trene binmeden o aramızdaydı. Memleketime geldiğimde güzelliklere uçmuştu. Acılar bir tren yolculuğu kadar gerçekti işte.
Köyümüzün toprakları, başı yazmalı nineler, ak sakallı dedeler ve onu hiç görmeyen al yanaklı çocuklar hep özleyecekti onu. Ve biz, zamanında değerini bilemediğimiz bu güzel insan için birkaç güzel dua edecektik belki.
Masamda kendisinin imzaladığı öykü kitabı duruyor şimdi. Parmaklarım sayfaları çevirmeye başlayınca gözüm bir yere takılıp kalıyor:
‘Kardeşim Vildan Sali’ye başarılar dilerim. 26.12.1996. Ramazan Dikmen'
Allah Rahmet Eylesin…
Yorum Ekle
Yorumlar (2 posted)
-
Yorumlayan aykut toroslu, 27 Nisan, 2008 00:11:48iyi insanlar.. güzel atlara bindiler... gittiler...
-
Yorumlayan ahmet dikmen, 22 Nisan, 2008 14:36:36sn.vildan sali duman yüreğinize sağlık r.dikmenin öykü kitabının sayfalarını çevirmek güzel olsa gerek ... r.dikmenin kitapları evimin en güzel yerinde fakat ben o kitapların sayfalarını çeviremiyorum okuyamıyorum sanırım hiç okuyamıycam ... teşekkür ediyorum selamlar





Son Dakika
Türkiye
Dünya


