Haberler
Arşiv
| Sa. | Ça. | Pe. | Cu. | Cmt. | Pzr. | Pz. | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | ||||||||||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | |||||||
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | |||||||
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | |||||||
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | |||||||
Haberlere abone ol
Ayın Anketi: Terör
Bu haberimizi beğendinizmi?
Benim çocukluğumda “büyüyünce ne olacaksın?” sorusu pek revaçtaydı. Benimkiler başka anne babalar gibi ille de “mühendis olacağım, doktor olacağım” diye cevap vermemi beklemezdi. “Yazar olacağım, ressam olacağım” dememe razıydılar; “demek ki serseri olacak” diye hayıflanmazlardı.
Fakat aklımın pek çok şeye erdiği bir çağda bile “kamyon şoförü olacağım” diye tutturur, anne babamı hasta ederdim.
O dev gövdeli araçları yönetiyor olmanın yarattığı iktidar duygusu muydu beni çeken?
Yoksa, upuzun yollar, upuzun uzaklaşmalar mıydı beni bu hayallere yönelten?
Bilmiyorum.
Hâlâ çocuklara böyle soruluyor mu, onlar da “işletmeci olacağım”; “bilgisayarcı olacağım” gibi cevaplar veriyor mu? Onu da bilmiyorum.
Ergenlik çağından sonra bu tür toplumsal kalıplardan iyice koptuğumu hatırlıyorum.
Melankolik, kırgın, “ne işim var ya benim bu dünyada” havasındaydım.
Meslek mi? “Serbest”ini bile istemiyordum.
Üniversite sınavında puanım tutunca İdris Küçükömer’li, Sencer Divitçioğlu’lu, gencecik ve pek parlak Asaf Savaş Akat’lı İktisat Fakültesi’ne yazılmak pek hoşuma gitmişti.
Ama iktisat dediğimiz de maliyesi, muhasebesi, işletmesiyle bayağı bir meslekti.
Dersleri sevdim, fakat ruhunu sevemedim iktisadın.
İki yıl sonra bir daha sınava girdim. Sosyolojiyi kazandım.
Sonunda aradığımı bulmuştum!
O zamanlar Türkiye’de sosyal bilim yapmak mesleki bakımdan “hiçbir şey olma”ya en yakın seçimdi! Hâlâ da az çok öyle!
Bunları hatırlatan nedir diye sorarsanız...
Geçen gün üniversiteye hazırlanan ve dershane-okul-ev üçgeni arasında sıkışıp kalmış birkaç gençle sohbet ettik!
Sözlerinin arkasındaki hislere, beklentilere, hayallere bakınca, 90’larda başlayan “işletme” ve “uluslararası ilişkiler” modasının sürdüğünü fark ettim.
Çocuklar sanki dünyanın kocaman bir işletmeye dönüştüğünü düşünüyor; o “işletme” de önemli bir yer kapmak isteğiyle yanıp tutuşuyorlardı.
“Acaba” dedim içimden, “birileri bu çocukları ’işletiyor’mu?”
“Uluslararası İlişkiler” bölümüne gelince onu daha çok kızlar istiyor, sözü edilir edilmez gözleri parlıyordu.
Kariyer planı yapmayıp mezun olunca çoluk çocuğa karışacak olanları bile bu bölümü istiyordu.
Malum, “uluslararası ilişkiler” bitirmiş bir taze gelin olmanın havası başkaydı!
***
Bu gençleri dinlerken düşündüm de; biz yetişkinlerin dönüp kendimize sormamız gereken ciddi sorular var.
Neden bu çocukları sanat tarihinin, sosyolojinin, hukukun, hatta öğretmenliğin “işletme” ve “uluslararası ilişkiler” kadar global ve modern meslekler olduğuna ikna edemiyoruz?
Yanlış nerede?
İyi arkeologları, güçlü sosyologları, uluslararası alanda güçlü hukukçuları ve kendi geleneğini bilen felsefecileri olmayan; onları refah içinde yaşatabilecek imkânları yaratamayan; meslekleri çeşitlendiremeyen bir Türkiye’de sürüsüne bereket “işletme” mezunu varmış, neye yarar?





Son Dakika
Türkiye
Dünya


