Haberler
Anket:Ergenekon
Ergenekon'un Terör Örgütü Olduğuna İnanıyor musunuz?
Ana Sayfa | Yazarlar | Murat Sali | Kasabamın Sokakları Taştan

Kasabamın Sokakları Taştan

Asfalt değildi yollar ya da beton parkelerle döşenmemişti. Taştan, topraktan sokaklar vardı.

Çimento ve kum karışımı betonarme binalar yoktu. Balçık toprağına saman katılarak yoğrulan ve kalıplara dökülerek tuğla haline getirilen malzemeyle inşa edilmiş evlerde otururdu insanlar; duvarları saten boya değil kireç kokardı.

PVC ya da plastik değildi pencereler. Menekşeli, kuşkonmazlı ahşap pencerelerden seslenirdi anneler sokaktaki çocuklara ya da genç kızlar el emeği göz nuru dantelli perdelerin ardından bakardı sokağın köşesinde bekleyen yavuklularına.

Egzozlarından havaya dumanlar salan arabalar, traktörler, kamyonlar pek yoktu. Caddelerden nal şakırtıları eşliğinde atlar, eşekler, katırlar ya da kasaları yağlı boya resimlerle bezeli at arabaları geçerdi.

Vitrinleri ışıklı, yapay bir dille konuşan tezgahtarların olduğu mağazalar yoktu. Üzerine camdan bir kapak geçirilen kutularda satılan kaymaklı bisküvi, düdük denilen üçgen koni biçiminde kese kağıtlarına konulan leblebi tozu, yerel imalatçıların yaptığı gazoz, entarilik basma ve amerikan bezi satılan; alışverişlerin deftere yazıldığı; camiye giderken kapıların kilitlenmediği, sadece kapı önüne sandalyelerin bırakıldığı mütevazı dükkanlar dizilirdi cadde boyunca.

Kapı komşularının bile yabancı olduğu bir tek ev yoktu. Herkes tanıdık, herkes ahbap, yolda her karşılaşılan selamlaşılacak kadar dost, her çocuk başı okşanıp cepte taşınan akide ya da kaba şekerini ikram edecek kadar tanıdık, her kapı randevulaşmadan vurulabilecek kadar açıktı.

Çatılarda boy boy çanak antenler ya da güneş enerjileri yoktu. Osmanlı tipi kiremitlerle kaplıydı çatılar ve kıpkırmızı lale şurubu şişeleri ile kurutmak için biber, patlıcan, domates, elma kakı, armut kurusu serilirdi çatılara.

Yaşı çocuk olanlar yoktu. Adı çocuk olan ve çocukluklarını doyasıya yaşayan çocuklarla doluydu sokaklar.

Cicili oyuncaklar, atariler, bilgisayarlar, pilli bebekler yoktu. Gövdesi çam kabuğundan oyulmuş, tekerlekleri meşe ağacından yuvarlanmış el yapımı oyuncak arabalar; ablalardan ya da büyümüş olan yakın çevre kızlarından kalma bez bebekler; ardıç üzümünden mermi yapılan patlangeçler; trenle vilayete gidilip bit pazarından alınmış, büyük bir sepet içinde üç beş parça halinde getirilmiş, demirci bir ahbap tarafından kaynaklarla parçaları birbirine tutturularak yürür hale getirilmiş, dolma tekerli, kontra pedallı bisikletlerle oynardı çocuklar.

Televizyon da yoktu. Radyo vardı, altı tane kalın pille çalışan, ‘Tarla Dönüşü’ ve ‘Ocakbaşı’ dinlenen, sıra türküleri dinlenen transistörlü radyo. Dedelerin, anneannelerin masalları vardı. Tüm aile bireylerinin katıldığı, sobanın ya da mangalın üzerinde kavrulan nohutların, kabak çekirdeklerinin, gündöndülerin kokusu eşliğinde oynanan yüzük saklamaca oyunu vardı. Bilmeceler vardı sonra, çocukların birbirine belki yüz kere sorduğu.

Dostluk, ahbaplık, komşuluk vardı.

Birlik, beraberlik, dayanışma vardı.

Tozlu, topraklı yollar vardı.

Mutlu insanlar vardı.

Ve çocuklar vardı, gülen, oynayan, yaramaz çocuklar.

Hayat vardı.

 

muratsali@hotmail.com
100 kez okundu

Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment
Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:
  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiketler
Etiket eklenmemiş
Bu haber için oy ver
0
Powered by Vivvo CMS v4.0